Hz. Hasan, Ali bin Ebu Talib ve Fatıma Zehra’nın ilk oğludur. Hz. Muhammed (sav)`in de ilk torunudur. Hicretin 3. yılı Ramazan ayının ortasında doğmuştur. Dedesi ile yedi yıl, babası ile otuz yıl yaşayan İmam kırk yeğdi yaşında şehit edilmiştir. Çocukluk yıllarında dedesini ve kısa bir süre sonra da annesini kaybeden Hz. Hasan, babasının otağında ilmi ve siyasi kişiliğini olgunlaştırmıştır. Eşsiz bir eğitim alan, Ebu Muhammed künyesine sahip Hz. Hasan zekâsının parlaklığından seçilmiş anlamında Mücteba olarak da lakaplanmıştır.
Hz. Hasan eşsiz bir kişiliğe, mükemmel bir ahlaka ve saygın bir geçmişe sahipti. O her açıdan güzeller güzeli bir bahta sahipti. Allah Resulü gibi bir dedeye, Ali gibi bir babaya, Allah’ın razı olduğu Fatıma gibi bir anneye sahipti. Zira ailenin niteliği önemlidir. Neden mi? Çünkü çocuğun kişiliği oluşurken ailenin sahip olduğu özellikler belirleyici bir etkiye sahiptir de ondan. Çünkü aile büyüklerinin söz ve davranışlarından çocukların etkilendiği gerçeği inkâr edilemez. Bu anlamda şanslı bir kişiydi Hz. Hasan.
Allah Resulü gibi bir dedesi vardı. Müthiş bir kişilikti. Sabır timsali, ahlakın zirvesi, iman ve istikrarın remzi, mücadeleci bir kimlik ve kişilikti. Peygamberin ender şahsiyetinden sosyal yaşama akan güzelliklerden elbette ki Hz. Hasan’a da bir hisse vardı. Yaşamını incelediğimizde peygamberden kendisine düşeni aldığına şahit oluyoruz.
Hz. Ali gibi bir babaya sahipti. Hz. Ali, Allah ve resulünün sevdiği bahtiyar kullardandı. İlmin kapısı, yiğit ve cengâver bir kişilikti. Peygamberin otağında vahyin pınarından yudumlamış, önder ve örnek bir şahsiyettir. Her hali şükür, fikir ve zikir olan ilmin şehri idi O. Hasan gibi bir çocuğun babasından etkilenmemesi, kendine düşeni almaması düşünülemezdi herhalde.
O, Fatıma gibi bir anneye sahipti. Öyle bir anne ki her hali tevekküldü. Cömertti. Fedakârdı. Diğerkâmdı. Yaşanan şu olay aslında ne demek istediğimi gayet güzel anlatmaktadır; Hz. Fatıma, bir seferinde ailesi için hazırladığı yemeğini gelen fakire verip, sonra tekrar yemek hazırlamıştır. Bu sefer de bir yetim gelip ihtiyacını arz etmiş, Hz. Fatıma da ikinci sefer hazırladığı yemeğini ona vermiştir. Tekrardan elde kalan malzemesiyle üçüncü kez yaptığı yemeği bu sefer de kapısına gelen esire vermiştir. Sonunda elde avuçta bir şey kalmadığından iftarlarını ailece suyla açmak durumunda kalmışlardır. “Onlar içleri çektiği halde yemeklerini yoksullara, yetimlere ve tutsaklara yedirirler” içerikli ayeti kerime onlar hakkında nazil olduğu gelen rivayetler arasındadır. Peki, bir annenin bu fedakârlığı, diğerkâmlığı, cömertliği çocuğuna sirayet etmez mi dersiniz? Elbette ki sirayet eder. İşte Hasan (ra) böyle bir ailede ve böyle bir sofrada yetişmiştir. Kişiliği de bu sofrada belirginleşip olgunlaşmıştır.
