İşgal rejimi bakanlar kurulu 28 Mayıs Pazar günü haftalık kabine toplantısını Doğu Kudüs’ün işgalinin 50’nci yıldönümü münasebetiyle Kudüs’ün Burak Meydanı yakınlarında yaptı. İşgal rejiminin bu kabine toplantısında 50 milyon şikellik yeni bir Yahudileştirme projesini onayladığı ifade edildi.
Bunun üzerine İslami Direniş Hareketi (HAMAS) sözcülerinden Abdüllatif El-Kanua, işgal rejimi bakanlar kurulunun Burak Duvarı altında toplanmasının ve büyük Yahudileştirme projelerini onaylamasının tehlikeli bir adım olduğunu söyledi.
El-Kanua, Müslümanlara hakaret anlamına gelen bu adımın ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü ziyaretinin ardından geldiğini ve ziyaretin işgalcileri cesaretlendirdiğini belirtti.
Abdüllatif El-Kanua, dün (29 Mayıs Pazartesi) konuyla ilgili yaptığı açıklamada, Arap ve İslam ülkeleri hükümetlerini işgal rejiminin gerginliği tırmandırmaya yönelik bu adımı karşısında üzerlerine düşen görevi yerine getirmeye davet etti.
HAMAS sözcüsünün de belirttiği gibi siyonist İsrail rejiminin attığı bu yeni kışkırtıcı adımlar, ABD başkanı Trump’ın son bölgeye yaptığı geziyle alakasız değil. bilindiği gibi ilk yurt dışı gezisini Arabistan ve işgal altındaki Filistin topraklarına yapan Donald Trump, geçen hafta Telaviv’e gerçekleştirdiği bu gezisinde bir kez daha siyonist İsrail rejimine tam desteğini dile getirmişti. Bunun üzerine görüldüğü gibi Benyamin Netanyahu bu gezi ardından daha da cesaret bularak bakanlar kurulu oturumunu Kudüs’ün Burak meydanında bizzat kazmış olduğu yer altı tünellerde gerçekleştirmiş ve bu tutumuyla kışkırtıcı bir adım atmış bulunmaktadır. Uzmanlar ise Netanyahu’nun bu hareketini, işgal rejimi İsrail’in Kudüs’ü tamamen Yahudileştirme yönünde atılmış bir adım olarak değerlendirmişlerdir.
İşgal altındaki Filistin toprakları özellikle son bir hafta içinde, ABD başkanı Trump’ın bu bölgelere gelmesi ve bununla ilgili yaşanan olayların tesiri altında kalmış bulunuyor. Trump’ın telaviv ziyareti aslında siyonist rejimin Amerikanın dış siyasetindeki özel konumundan kaynaklanıyor.
Amerika ve işgal rejimi İsrail arasındaki diplomatik git geller özellikle Trump’ın iktidarı döneminde daha da artmıştır. bu mesele ise işgal rejiminin daha fazla yayılmacılığı ve ABD’nin kendi çıkarlarını temin etme ve de bununla bağlı olarak Filistinlilerin haklarının daha fazla zayi edilmesi yönünde Washington ile Telaviv arasında giderek artmakta olan bir ilişkinin varlığını gösteriyor..
ABD yönetiminin siyonist rejime bu desteği bu rejimi saldırganlıkta ve yayılmacılıkta cesaretini daha da artırmış. Nitekim siyonist rejim başbakanı Benyamin Netanyahu bu rejimin tarihinde en saldırgan ve şiddet yanlısı hükümeti kurmakla, kendi sultacılık ve yayılma girişimlerini yeni bir aşamaya taşımış ve artık resmen siyonist rejim bakanlar kurulu oturumunu doğu Kudüs’de teşkil etmeye başlamıştır. Bununla alakadar olarak Mescid’ul Aksa’nın tahrip edilmesi ve Kudüs’de yeni Yahudi yerleşim bölgelerinin inşa edilmesi Netanyahu hükümeti döneminde daha da hız kazanmıştır. Bu hususta ABD yönetiminin de desteğiyle işgal altındaki Filistin’de var olan aşırılık yanlısı siyonist partilerin Netanyahu’ya desteği sağlanmış ve bu şiddet yanlısı hükümetin şimdiye kadar devamlılığı sağlanmıştır.
İsrail bölgenin karışık konumundan en iyi şekilde yararlanmak suretiyle Kudüs’ün Yahudileştirilmesi komplosuna ağırlık vermiş ve artık alenen bu yöndeki icraatlarını bir bir hayata geçirmektedir. Siyonist yerleşimcilerin mescidi Aksaya saldırılarının artması, ayrıca siyonist rejim bakanlar kurulunun Kudüs’ü daha fazla kendi egemenliği altına geçirme girişimi, işgal rejimi İsrail’in Filistin’in muhtelif bölgelerindeki sultacı girişimlerinde Kudüs’in merkez nokta olduğunu gösteriyor. Bununla ilgili olarak İsrail rejiminin Kudüs işlerinden sorumlu bir bakanlık açması, siyonsit İsrail rejiminin mescidi Aksa ile ilgili komplolarının derinliğini gösteriyor. Buna paralel olarak siyonist rejim hükümet binalarının Kudüs’e aktarılması her zaman bu rejimin gündeminde olmuş ve bunun için uygun fırsatı ve zamanı kollamıştır. Nitekim siyonist makamların Beyt’ul mukaddes’in kendi tasarruflarındaki toprakların kopmaz bir parçası olduğunu bildirmeleri, İsrail’in mescidi Aksa üzerindeki derin komplosunun hayata geçirilmesi yönünde atılmış siyasi bir adımdır ve işgal rejimi bakanlar kurulunun son oturumunun Beytul Mukaddes’de düzenlenmesi buna açık bir örnek ve kanıttır. ABD’li yetkililer de siyonist rejime geniş destek ve yardımları ile bu yönde işgal rejiminin Beytul Mukaddes’i daha fazla kendi kontrol ve sultası altına geçirmesine katkıda bulunuyorlar.
